Terapi Günlüğü


21.11.2016

Bir mağara olarak kendilik

Geç bir saatte kalktım sanırım 11’i geçiyordu. Yatak beni çektiği için değil kendim istediğim için kaldım. Kendimi ne depresif ne de çok mutlu hissediyorum. Sanırım sadece normalim. Olan biteni anlamaya çalışıyorum.
Bir hissizlik olduğu da doğru. Bir boşluk. Neyin boşluğu?
Bazen hayatın kendisi bir bilim kurgu eseri gibi. Aslına bakarsan en basitinden Marksist teoride bile insanın özgür olmadığı, içine doğduğu koşullar tarafından belirlendiği söylenir. Ama okurken buna hak vermekle kendi üstüne yaptığın çalışmalarda bununla yüzleşmek aynı şey olmuyor.
Tam olarak ne hissettiğimi açıklamaya çalışırsam şöyle bir şey derdim herhalde: daha kendimi bilmediğim yaşlarda dünyayı algılamam için bir filtre takılmış zihnime, dışarından, içerinden gelen her tür etkiyi değerlendirmek için kurulmuş bir program gibi. Benim kendime bakışımı, insanlarla kurduğum ilişkileri belirleyen hatta çarpıtan bu programın farkına varıyorum şu an. Ben aslında bu ben değilim, çevremdekiler düşündüğümden farklı...
Şu an bu filtrenin farkına varabildim ancak. Onun neleri çarpıttığını, bana nasıl bir dünya sunmuş olabileceğini az çok tahmin edebiliyorum. Sanki dogmatik uykumdan uyandım. Sanki mağaradaki gölgelere bakmak yerine dışarıdaki gerçeğe, ışığa yöneliyorum. Ama Platon’un da dediği gibi ışığa hemen bakamam, yoksa gözlerim zarar görür, bakışlarımı yavaş yavaş çevirmeliyim, alıştıra alıştıra...

Dünkü seansta bana dediğin bir şey üzerine yaptığım iki değerlendirme çarpıtma ve gerçek için belki de iyi bir örnek olabilir:
Bana şöyle demiştin : “Olivia, sen terapiyi bırakmadığın sürece ben seni görmeyi bırakmayacağım. Ama sen belki de benlik sınırına çok yaklaştığımız için geri çekilmek, terapiyi sonlandırmak isteyebilirsin.” İçimden geçen ilk düşünce şu oldu: “G. beni zayıf görüyor ve bu terapiyi yarım bırakıp kaçacağımı düşünüyor. Oysaki ben hayatımı zorlaştıran hatta bir acıya dönüştüren bu halden çıkmak istiyorum artık ve sonuna kadar da gideceğimi düşünüyorum. Tabii eğer gerçekten bir çıkış mümkünse.”
Durup düşündüğümde kendime verdiğim cevapsa şu : “G. bana değer verdiğini göstermeye çalışıyor. İçimde hangi sebeple büyüdüğünü bilmediğim terkedilme korkuma somut bir cevap vermeye çalışıyor. Hatta belki de benim terketme-terkedilme paradoksuma dikkat çekmeye çalışıyor. Özetle seçimin bana ait olduğunu söylüyor. Suçlamıyor, yargılamıyor, eleştirmiyor. Bunları böyle hissetmene sebep olan senin içindeki bu program. Seni başkaları tarafından hep eleştirildiğine, başarısız görüldüğüne ikna eden, seni bu şekilde şartlayan bu program. Ve özgür olmak istiyorsan kendi kodlarını kendin yazdığın bir programa sahip olmalısın.”
Kedime dair kimi fikirlerim, isteklerim var. Kendimi dönüştürmek istediğim bir Olivia var. Yıllardır ama yıllardır bunun hayaliyle yaşıyorum. Belki çok küçük yaşlardan beri. Ona doğru yöneliyorum, tam ona ulaşacak gibi olduğumda büyük bir gürültüyle yere düşüyorum. Düştüğüm yerden geri kalkmam, üstümdeki tozu toprağı temizlemem ve tekrar yola koyulmam benden o kadar büyük bir enerji istiyor ki asıl yapmak istediklerime ayırcağım vakti sömürüyor. Sonra yine bir ivme kazanıyorum ve düşüyorum... Düşüyorum, düşüyorum, düşürülüyorum, düşmüyorum düşürülüyorum.
Kim düşürüyor beni? Kulağıma her defasında şunu fısıldayan ses mi yoksa : “Yapamazsın! Bir kere yapmış olman bir daha yapabileceğini göstermez! Zekan yetmez! Hafızan zayıf! Sen ezberleyemezsin! Yönünü bulamazsın! Algın zayıf! Arka sırada otur, önlere sadece akıllılar, hak edenler oturur! Senden bir şey olmaz! Üniversiteyi kazanamazsın çok hayal görme!”
Bunce senedir bunların tam aksini ıspatlamış olmam bu sesleri neden susturamadı? Ne zaman bunlar benim iç sesim oldu? Bu iç sesi değiştirecek, kapa çeneni diyecek gücü neden bulamadım? Ya da bu sesi susturduğumda yapabildiğimi gördükten sonra onun oradan hala hayatıma müdahele etmesine neden izin verdim? O ses benim aileme, kaybetmek istemediğim anneme, babama, abime mi aitti? Bu sesi tamamen susturursam onların beni ebediyen terketmesinden mi korkuyordum? Bedensel olarak ayrılmış olsak, coğrafi olarak aramızda binlerce kilometre olsa da içimde onların sesini tutarak, bu sesi onlardan bir parça olarak saklayarak asıl kopuşu mu erteliyordum? Ki artık annemin ve abimin benim için olumsuz düşünmediklerini, hatta bana büyük bir saygı duydukarını çok iyi bilsem de. Belki de bu babamın değişmeyen sesidir. Hiçbir zaman takdir etmesini, onaylamasını bilmeyen ve hatta bir kadın olarak bu kadar entelektüel birikime sahip olmamdan rahatsız olan babamdan mı kopmak istemiyorum? Diğer sesler sustu, değişti. Okulda, çevremde, arkadaşlarımın arasında takdir ediliyorum. Aslında tek bir kişi kaldı geriye, o da babam. Ayrılıklarımı başarısızlık olarak gören, bir daha geri alınamayacak büyük  bir zaman kaybı olarak değerlendiren, zamanın geri alınamazlığıyla, bu imkansızlık hissiyle beni boğan babam. Tezimin ne hakkında olduğuyla, ne üstüne çalıştığımla zerre ilgilenmeyen ama her fırsatta bana bu tezin neden bitmediğini soran babam. Kendi kayıp çocukluğunun melankolisiyle kıvranan babam.
Babamın sesi! Rüyamda da gördüğüm gibi babamla hesaplaşmam, ondan kopmam gerekiyor. Kendimin kıldığım ama aslında babama ait olan bakışdan, sesten kurtulmam gerekiyor. Artık beni izlemesine, katı bir şekilde yargılamasında izin vermek istemiyorum. Özgürleşmek istiyorum. Şu anki kendimden özgürleşip gerçek kendimi kurmak istiyorum. Sonuna kadar gideceğim, ömrümün bir kısmını bu sesin, bakışın baskısı altında debelenerek geçirdim, eğer önümde yaşayacak bir ömür varsa bunu kendim olarak daha huzurlu bir şekilde geçirmek istiyorum. Işığın mağaradan içeri süzüldüğü görüyorum ve ona dönme cesaretini içimdeki gerçeklik ilkesinden alıyorum. Rüyamda bana soruyordun ya benimle yürüyecek misin, buna cesaret edecek misin, diye. Tüm kalbimle evet diyorum kendi kendime....




Yorumlar