Korkunun fenomenolojisi-Mini deneme
Korkunun
fenomenolojisi/Kişisel bir felsefi konsültasyon denemesi
Korku
nedir? Fenomenolojik yöntemle korku duygusunu inceleyerek onun özüne ulaşmayı
deneyeceğiz.
Korku
duygusuyla ilgili bir araştırma yaptığımızda, ilk elden ulaşacağımız veriler
psikoloji biliminin verileri olacaktır. Nedir korku duygusunun psikoloji
terminolojisinde karşılığı? En temel duygulardan birisidir hatta belki de en
temel duygudur. Peki neye yarar? Bizi hayatta tutmaya, eğer korku duymasaydık
kurda kuşa yem olur, hayatta kalamazdık.
Gündelik
hayatta nelerden korkarız? Elbette ani, beklenmedik olan bizi korkutur. Örneğin
yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçerken hızını kesmeden üstümüze doğru gelen bir
araba görsek, korkarak kendimizi kaldırıma atarız. Bu korku duygusunun işeleyiş
tarzıyla örneğin bir sınavda başarısız olmaktan duyulan korkunun işleyiş
tarzının aynı olmaması gerekir bence. Çünkü burada bir ölüm tehtidi yoktur.
Belki burada korku ile kaygı arasında bir ayrım yapmak gerekiyor. Başarısızlık
korkusundan çok kaygısı demeliyiz.
Peki
kaygı nedir? Neden kaygı duyarız? Kaygının pozitif ve negatif etkileri
nelerdir? Korkunun kaynağının dışsal, kaygının içsel olduğunu söyleyebilir
miyiz örneğin? Burada aklıma Heidegger geliyor. Onun anksiyete kavramı, ölüm
karşısında duyulan korkudan çok bir kaygıdan bahseder. Çünkü herhangi bir ölüm
tehtidi olmadan da ölüm kaygısı yaşayabiliriz. Bu kaygı belli bir ölçüde olursa
hayatta kalmak ve üretmek için bir motivasyon kaynağı olabilecekken, fazlası
insanı bloke edebilir, bu da onun üretkenliğini ortadan kaldırır.
Başramama
kaygısının kaynağında ne olabilir? Kendi deneyimlerimden yola çıkarak şunu
söyleyebilirim, kendi kaygıma baktığımda bunun temelinde bir kendine
güvensizlik görüyorum. Fakat bu kendine güvensizliğin temelinde bana dışardan
aşılanmış korkuların içsel kaygılara dönüşmüş olması mı, yoksa bu kaygıların mı
bu güvensizliğe yol açtığını sorgulamak gerekiyor.
Bence
ikincisi daha akla yatkın, yani uzun süre dışarıdan empoze edilen korkunun
içselleştirilerek bir kaygı bozukluğuna dönüşmesi.
Daha
bir işe başlarken bir iç sesin sana bunu yapamayacağını fısıldaması, yani
aslında daha başlamadan başarısızlığı kabullenme. Bir dış sesin iç sesle
karışması korkunun kaygıya dönüştüğü an. Aslıda korku nesnesi artık görüde
olmasa bile onun bir şekilde hayal gücü tarafından tekrar yaratılması.
Dolayısıyla
kaygı bir anlamda reel düzlemde nesnesiz bir korkudur. Dolayısıyla kendimi bir
örnek olarak alırsam, tecrübelerim bana yüzlerce kez korkularımın, özellikle
başaramama korkusu diyelim, reel düzlemde nesnesiz olduğunu gösterdi. Ancak bu
tecrübeler yani bendeki kendimle ilgili bilgiyi yanlışlayan, hatta onları
geçersiz kılan tecrübeler dogmatik bir bilgiye duyulan güvenle, sanki Olivia başarısız biridir yargısı a apriori
evrensel bir bilgiymiş gibi ve tecrübeye dayanan her bir bilgi güvenilmez ve
olumsalmış gibi, yok sayıldı.
Şu
halde tespit yapıldığına göre çözüm ne? Bu dogmatik bilginin yerine tecrübeye
dayanan ama aynı zamanda geçerliliği de kanıtlanmış bu bilgi nasıl
yerleştirilir. Ama tabii burada şu şerhi düşmek gerek, Olivia her zaman her
koşulda yüzde yüz başarılıdır gibi bir önerme yanlış koyulmuş bir önermedir.
Doğru önerme şu olacaktır: İnsanlar hata yapabilir, buna hakları vardır. Olivia da bir insandır ve hata yapma hakkı vardır. Şu halde kaygı duymaya neden olan paradoksal
“Olivia’nın hata yapma hakkı yoktur. Ama Olivia hep hata yapar” önermesinin
yerine “İnsan hata yapabilir, Olivia da insandır” önermesini koymak gerekir.
Artık kendiliğinden işleyen bu önermenin kendini hissettirdiği her anda
kendimize “Hata yapmaya hakkın var” dersek belki güvensizlik duygumuzdan
kurtuluruz.
Şu
anda bunu yazarken bile içimden diyorum ki “hayır, bunun yerine Olivia hatasızdır,
hata yapmayacak, başaracak demeliyim”. Ama tabii “Olivia başaracak” gibi bir
telkin hata yapma ihtimalini sıfırlamaz, insan hata yaparak öğrenir ve başarıya
ulaşır. Yani hata yapmak ve başarmak birbirini dışlamaz. Fakat insanın her
zaman başarılı olmak gibi temel bir iddiası da olmamalı. Başarmak kadar
başaramamak da insana özgüdür, onun özündedir.
Yorumlar
Yorum Gönder