Terapi Günlüğü 2
22.11.2016
Çocukluğum tedirgin. Yüzüme bakıyor. Korkmuyorum ondan, artık öfkeli değilim ona karşı. Gözlerinin içine bakma cesareti gösteriyorum. Elini tutuyorum. “Korkma”, diyorum “korkma artık. Ben yanındayım. Dünya karşısında yalnız değilsin. Birlikte öğreneceğiz, anlamlandıracağız olan biteni. Ben senin annen olacağım.” Bilmem ki biraz içi rahatlamış mıdır? Bu gece rahat uyur mu? Çocukluğumun annesi olabilme olgunluğuna erişebildiğime seviniyorum. Onu avutabilirim gibi geliyor.
Bir sakinlik geldi üzerime. Son haftalarda yaşadığım kayıpların şoku mu bu üzerimdeki. Yoksa artık senelerdir canımı acıtan şeyin adını koyabilmiş olmanın rahatlığı mı? Bilmiyorum.
Fakat kendimi, benliğimi ideal olana ulaşmaya zorlamaktan vaz geçtim. Yüksek idealler peşinde koşmaktan. Hiçbir şeyin en iyisi olmak istemiyorum artık. Kendime sürekli büyük büyük hedefler koyup, bu hedefleri her kaçırdığımda (ki bu kaçırışlar genelde kurgusal oluyordu, örneğin yarından itibaren 7’de kalkıp koşup, en az 1 sayfa yazı yazacağım, vs. gibi şeyler. Doğal olarak bir andan böyle bir şey başarmak mümkün olmaz) “bak işte yapamıyorsun!” demekten vaz geçtim artık. İçimden taşarak gelen büyük bir coşkuyla “yaparım ki ben bir yarın olsun” diyip ertesi gün yataktan kendimi kazıyarak çıkardığımda yaşadığım hayal kırıklıkları yetti artık. Kontollü uçmayı bir türlü öğrenemeyen bir kuş gibi göğün görünmezliklerinde kaybolup, sonra kafa üstü çakılmaktan. Bu psişik acıyı, bedenimin her zerresinde hissetmekten yoruldum. Ufak adımlarla kendimi makul yüksekliklerden bırakıp, düşmenin etkisini azaltmak istiyorum. Yavaş yavaş olduğum gibi, olduğum kadar. Yaptığım işin en iyisi olmak için değil, bu işi yapmayı sevdiğim için, bundan zevk aldığım için yapmak istiyorum artık. Hayatı bir başarı-başarısızlık oyunu olarak görmektensen, içine doğduğumuz bir gerçeklik olarak görüp gerekleri neyse yapmak.... Aşırı anlamlar yüklememek...
Tüm bunlar demek değil ki tekrar hayal kırıklıklarım olmaz, hayatta hedeflerim olmaz. Elbet hepsi olur. Ama en azından gerçekten olur, o zaman yaralarımı ona göre sararım. Sanal bir dünyada sanal heyecanlar, hayal kırıklıkları yaşıyormuşum da farkında değilmişim. Her günü bir öncekinden daha değerli, daha anlamlı kılan aslında buna yüklediğim gereksiz coşkulu bir beklentiymiş. Kendimi boşa zorlamışım bugüne kadar.
Oysa içimde kırgın, yaralarının sarılmasını bekleyen ufak bir kız çocuğu varmış. Onun yaralarını sarmak, sesine kulak vermek yerine hep ileri doğru atılmışım, hep ileri... Yaralı bir kuş uçabilir mi? Yaralı bir kuş uçmaya zorlanabilir mi?
Teknik bir önlem: Çok karamsar olduğumda elime kağıt kalem alıp, hayatımdaki pozitif şeyleri yazacağım.
Çok coşkulu olduğumdaysa, kendim “yavaş gel”, “fazla uçma yoksa sert düşüyorsun” diyeceğim.
Orta yolu bulmaya çalışacağım. Biraz denge sağlamaya çalışacağım ruh halimde.
Bir şey daha dikkatimi çekti: Bir yandan bir ses, bir bakış beni sürekli “yapamazsın” diye hor görüyor, küçümsüyor, bir çeşit aşağılık kompleksine sokuyor, sonra buna verdiğim tepki ilk başta kabullenmek olsa da, kendimi çok yüksek görerek belki egomu fazla şişirerek kendime büyük hedefler koyuyorum. Sanki bir aşağılık kompleksiyle kendine olduğundan fazla değer yükleme bilmiyorum buna bir çeşit narsisizm denir mi?, arasında da gidip-geliyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder